Sipahi nedir?

Osmanlı ordusunda süvari sınıfına verilen addır. Eskiden savaşta «öncü», «yancı» ve «artçı» görevlerini yaparlardı. Murat I'in padişahlığı yıllarında Timurtaş Paşa'nın tavsiyesiyle kuruldu. Önceleri 2 bölük olan sipahiler sonradan 6'ya çıkarıldı. Bunlar ikiye ayrılmıştı: 1) Kapıkulu, 2) Tımarlı (topraklı) sipahiler. Kapıkulu sipahileri Yeniçeri Ocağı gibi doğrudan doğruya saraya bağlıydılar. Devşirmelerden toplanır, 6 bölükte yetiştirilirlerdi. Hepsinin ayrı ad ve bayrakları vardı. Bölüklere «Başkahya», «Kahya Yeri», «Başçavuş» ve «Başbölükbaş» adı verilen 4 büyük subay komuta ederdi. Bu 6 bölüğün komutanına da «Sipahi Ağası» denirdi. Sipahiler, Yeniçerilerin aksine evlenebilirlerdi. «Veledeş» denen erkek çocukları, delikanlı çağına gelince bölüklere alınırdı.

Tımarlı sipahiler, tımar sahibi beylerin beslediği atlılardı. Bu beyler öşürünü almak üzere kendilerine verilen araziye karşılık, savaşa belli sayıda sipahiyle katılmak zorundaydılar. Tımarlı sipahilerin sayısı kapıkulu sipahilerinin kat kat üstündeydi. Bunlar her sancakta bölüklere ayrılmıştı. Her bölüğün «Subaşı», «Bayraktar», «Çavuş» denilen subayları vardı. 10 bölük bir ı «Alay Beyi» nin komutasında bulunurdu. Her İki sınıf da 19. yüzyılın başlarında tam bir çöküntü için de kayboldular. Osmanlı ordusunun esası ve en büyük kısmını timarlı sipahi denilen atlı ordusu teşkil etmekteydi. Timarlı sipahiler kapıkulu sınıfları gibi maaşlı değildi.

sipahi

Leventler ve akıncılar gibi ganimetlerle geçinmezler, yaşamaları için devlet toprak verirdi. Toprağın üzerinde köylü vardı. O köylüden vergiyi timarlı sipahi toplar. Bununla hem kendini geçindirir, hem de atları ve silahları devamlı hazır bulundururdu. Timar, ordunun er ve subaylarına sürekli askerlik hizmetlerine ve kendilerinin ve adamlarının harbe hazır olmaları, sefere çıkarıldığında hazineye yük olmadan getirdikleri silah, malzeme ve yiyeceklere karşılık ödenen bir maaş gibiydi. Selçukluların Arapça ıkta dedikleri böyle toprağa Osmanlılar, tabiri Türkçeleştirerek dirlik demişlerdir. Dirlikler gelirleri bakımından üçe ayrılırdı. Yıllık geliri 19.999 akçaya kadar olan dirliğe, timar; 20.000 akçadan 99.999 akçaya kadar olan zeamet; 100.000 akçadan itibaren gelir getirene de has denilirdi. Burada gelir tamamen vergi manasındadır. Yani ürünün gerçek değeri değil, üründen köylünün devlete verdiği vergi değeridir. Bu vergiyi, diğer bazı vergilerle beraber toplamak hakkı dirlik sahibi sipahiye aitti.

“Edna” denilen küçük timar sahipleri er ve erbaş; “evsaf” denilen orta timar sahipleri astsubay; “ala” denilen büyük timar sahipleri küçük rütbeli subay derecesindeydiler. Küçük zeamet sahipleri binbaşı, orta zeamet sahipleri yarbay, büyük zeamet sahipleri albay derecesinde yüksek rütbeli süvari subaylarıydı. Bu sonunculara alay beyi deniliyordu ki, sonradan Farsçalaştırılarak miralay ve bugün aynı manada albay olmuştur. Sancakbeyi tümgeneral ve beylerbeyi orgeneral rütbesindeki kişilerin dirliğine “has” deniliyordu. Vezirlerin, hanedan üyelerinin de hasları vardı. En büyük haslar padişaha aitti.

İki türlü tımarlı olurdu: Tezkireli ve tezkiresiz. Tezkireli tımarlılar, tımarı merkezden, yani İstanbul’da Divan-ı Hümayundan doğrudan doğruya alanlardır. Tezkiresiz timarlılar ise dirliklerini Beylerbeyinin arzı üzerine alırlardı. Bir tımarın ilk üç bin akçalık çekirdek kısmına kılıç gerisine terakki denilirdi. Zira her üç bin akça için sipahi yanında kendisi gibi atlı ve teçhizatlı bir asker getirmeğe mecburdur. Cebeli denilen bu erler, sipahinin çocukları, kardeşleri, akrabası olacağı gibi, toprağı işleyen herhangi bir kimse de olabilirdi. Bazı tımarlarda kılıç iki bin akçaya, hatta daha aza düşebiliyordu. Bazı timarlarda ise en çok altı bin akçaya kadar çıkabiliyordu.

Sipahi, timarın bulunduğu topraklarda yaşar, köylülerden vergisini genellikle mal olarak alır ve bu geliri kendisini ve cebelilerini geçindirmek için kullanırdı. Köylerdeki düzeni korurdu. Sipahilerin, tımarları içindeki devlet topraklarını, çiftçilere dağıtırken, verdikleri vesikaya sipahi senedi denirdi. Birinci Murad Han zamanında tesis edilen sipahilerin Anadolu ve Rumeli’nin Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında büyük hizmetleri görüldü. Rumeli tımarları, Anadolu tımarlarından dahaverimliydi. Anadolu’da üç bin akçaya kadar olan tımarlar orduya bir cebeli verdiği halde, Rumeli’de üç bin akçaya kadar olan tımarlardan iki, hatta üç cebeli çıktığı olurdu.

Tabii tımarların üzerinde yaşayan köylü çiftçilerin Anadolu eyaletlerinde büyük çoğunluğu Türk olduğu halde, Rumeli eyaletlerinde ancak yarıya yakını Türk, yarıdan fazlası, bazı bölgelerde çok daha fazlası Hıristiyan Ortodoks, bazı bölgeler de Katolikti. Sefer ilan edilince sipahiler, Seraskerin bulunduğu yere gelir, yoklama olurlar, dirlik sipahileri ve cebelileri ayrı ayrı deftere yazılırdı. “Sipahi ve cebeli falanca paşanın defterlisidir” diye bilinirdi. Sefere davet olunup da sefere iştirak etmeyen sipahinin elindeki timar zaptolunur, başkasına verilirdi. Kanunen götürmek mecburiyetinde oldukları cebeli ve gulamı getirmeyenler ve götürüp de kaçanların yerlerine diğerlerini tedarik edemeyenler hakkında da aynı muamele tatbik olunurdu.

Yığınak emri gelince her tımar sahibi, cebelileriyle beraber, kendi kazasının belirli yerinde toplanırdı. O kazadaki timarlılar, çeribaşı denilen sipahi yüzbaşısının emrinde bulunurlardı. Çeribaşı da alay beyinin emrine giriyordu. Alayını toplayan alay beyi, sancak beyine gidip hazır olduğunu bildiriyordu. Kendi maliyet askerini de alan sancak beyi, bu sipahi alayıyla beraber, beylerbeyine katılmak üzere harekete geçiyordu. Bu iş büyük bir süratle yapılıyordu. Beylerbeyilerin izin vermesiyle sancak beyleri tarafından bir kısım sipahiler memleket muhafazası için yerlerinde bırakılabilirdi.

Sipahi sefere gittiğinde yerine vekil olarak bıraktığı korucu, dirlik sahibinin yokluğunda toprağın muntazaman işlenmesine nezaret ederdi. Eğer sipahi harbin uzaması halinde kışı hudutta geçirmek emri alırsa, dirliğine harçlıkçı denilen bir vekil göndererek, yıllık gelirini bulunduğu yere getirtirdi. Timar ve zeamet; sahibi ölünce, ekseriya büyük oğluna, yoksa kardeşine veya yeğenine verilirdi. Fakat bunun için timar ve zeametin bağlı olduğu alay, varisin toprağı idare edebilecek kabiliyet ve şartlara haiz olduğuna şehadet ederlerdi. Zaten bir sipahi subayı, yerine geçecek birini yıllar boyunca hazırlayıp, yetiştirirdi. Bu suretle dirlik tecrübesiz insanların eline geçmezdi.

Timar ve zeamet sahipleri, arazileri üzerindeki toprakları üç yıldan fazla işlemezlerse, dirliklerini kaybederlerdi. Toprak işlememek, Allahü tealaya karşı bir günah sayılırdı. Zira toprak sayesinde Allahü tealanın kulları beslenirdi. Timar her eyalette bulunmazdı. Mesela Cezayir, Tunus, Trablusgarb, Mısır, Yemen, Bağdat gibi eyaletlerde timar ve zeamet yoktu. Çoğunlukla Türk nüfusunun bulunduğu eyaletlerde timar ve zeamet teşkilatı yapılmıştır. Timarlı sipahi tamamen Türk soyundan gelirdi. Sultan Birinci Süleyman Han (1520-1566) zamanında timarlı sipahiler, en parlak devrini yaşadı. Bu zamanda 166.200 timarlı sipahi vardı; bunun 74.000’i Rumeli, 91.600’ü Anadolu timarlı sipahisiydi.

Bu surette Türk atlı ordusu, iki orduya ayrılırdı: Rumeli atlı ordusu ve Anadolu atlı ordusu. Meydan muharebelerinde ordu düzeninin sağ ve sol kanatlarını bu iki ordu teşkil ederdi. Kapıkulu askerleri merkezde bulunurdu. İlk zamanlarda, Rumeli timarlı ordusunun kumandanı Rumeli Beylerbeyi, Anadolu timarlı ordusunun kumandanı da Anadolu Beylerbeyi idi. Fakat sonradan bu iki kanada da padişah tarafından seçilen vezirler kumanda etmeye başladı. Sultan Süleyman Han devrinde bu iki ordu o derece büyüdü ki, sefer Avrupa’da olduğu zaman çok defa Anadolu sipahi ordusu çağrılmaz veya bazı birlikler çağrılırdı.

Sefer Asya’da ise, Rumeli askerleri ya çağrılmaz veya bazı birlikleri sefere katılmak için istenirdi. Timarlı sipahiler 17. yüzyıla doğru bozulmaya başladı. Kuruluşlarından beri Osmanlı Devletinin tarihinde büyük bir rol oynayan timarlı sistemi, yeniçeriler için olduğu gibi kanlı ve ızdıraplı bir tasfiyeden ziyade, sessiz sedasız bir surette ve herhangi bir sarsıntıya sebep olmadan ortadan kalktı. Asırlar boyunca sipahiler, memleketin en uzak köşelerine kadar yayılıp, köylüyle iç içe yaşadı ve uzun müddet zirai iktisadiyatın ve devlet toprak siyasetinin faal mümessilleri rolünü oynamıştı. Padişahın, devletin en ücra köşelerindeki sadık temsilcileriydiler. Köylerin şenlenmesinde, bayındır hale gelmesinde her türlü yardımda bulunurlardı.

Timarlı sipahilerin 17. asrın son yıllarında, hele 18. asırdan itibaren sayıları önemli ölçüde azaldı. Kapıkulu süvarilerinin ehemmiyet kazanması ile Sultan Abdülmecid Han (1839-1865), 19 Ocak 1841 fermanı ile birçok timarlı sipahiyi emekliye sevk etti. Fakat timarlarını hayatlarının sonuna kadar ellerinde bıraktı. 1844’te bir kısım timarlı sipahisi, atlı jandarma olarak hizmete alındı. Zaten uzun müddetten beri ne sipahi olarak, ne saray mensubu olarak kimseye timar verilmiyordu. Ölen timarlı sipahilerin çocukları İstanbul’a getirilip, askeri mekteplere veriliyordu. 1850’den sonra timar da, sipahi de kalmadı.

Kapıkulu sipahisi

Yeniçeri ocağından sonra en mühim Kapıkulu ocağı olarak, Kapıkulu sipahisi görülür. Tımarlı sipahisinden ve diğer atlı sınıflardan farkı, aynen Yeniçeriler gibi XVI. yüzyılda devşirme çocuklarından meydana gelmiş bir Kapıkulu ve merkez askeri olmasıdır. XVI. yüzyıl sonlarından itibaren bunların en büyük çoğunluğu Türk asıllı kimselerden seçilmiş, bunların da mevcudu bu tarihten sonra çok artmıştır.

Kapıkulu sipahisi, Yeniçeriler ‘in büyük rakibi oldukları için, onlar kadar ayaklanmalara karışmamışlardır. Bazen hiç karışmamış, bazen karşı ihtilalci olarak Yeniçeriler karşısında yer almışlar, fakat bazen de ihtilali onlar çıkartmışlardır. Kapıkulu sipahisine “tımarsız sipahi” de denilmiştir. Çok iyi süvari, okçu ve kılıç dövüşçüsü idiler. Kapıkulu sipahisi veya tımarsız süvari sınıfı, XVI hatta XVII. yüzyılda seçkin bir sınıftı. Yeniçeriler ‘den daha fazla maaş alırlardı.

Tımarsız süvari Ocağı, 6 alaydan kurulmuş bir tümendi. 6 alay, sırasıyla şöyleydi: Sipahiler, silahdarlar, sağ ulufeciler, sol ulufeciler, sağ garipler, sol garipler. “Sipah Bölüğü” denilen, birinci alay, kırmızı Sancaklı olup, en itibarlıları idi. Sultan Fatih Mehmed tarafından büyük devlet adamlarının ve kumandanların çocuklarından meydana gelen bir süvari bölüğü olarak kurulmuş sonra devşirmeler de alınmaya başlanmıştı.

Bu alay, seferde hükümdarın veya serdarın arka tarafında durur, aynı zamanda saltanat bayraklarını korurdu. Otağ-ı Hümayunu bir gece sipah alayı, bir gece silahtar alayı sıra ile beklerlerdi. Sipah alayının bazı birlikleri ordunun önünden gider, istihkam sınıfının işlerine katılırlardı.

Tımarlı sipahilerin kuruluşu ve kökenleri

Tımarlı sipahi sınıfı temel olarak Türk atlı göçebe hayat tarzından kaynaklanan, Alp veya Batur olarak adlandırılan beye bağlı, asil, atlı savaşçı tipinin Klasik Osmanlı çağındaki ifadesidir. Bu asker sınıfı, Türklerin Ön Asya'ya göçerek yerleşik devletler kurması sürecinde bir profesyonel ordunun yaratılması amacıyla, göçebe savaşçı sisteminin yerleşik hayat düzenine uyarlanmasıyla doğmuştur.

Büyük Selçuklu Devletinde "ıkta" adını alan ve daha sonraki süreçte "dirlik" olarak Türkçeleştirilen bu idari ve ekonomik sisteme bağlanan ve sipahilik ("sipahi" Farsça: silahşor, asker) adını alan bu savaşçı sınıfı Büyük Selçuklu ordusunun temelini oluşturmuş; daha sonra Büyük Selçuklu Devletinin mirasçısı olan Anadolu Selçuklu ve diğer Türkmen devletleri de tımarlı sipahi sistemini geliştirerek sürdürmüşlerdir.

Anadolu Selçuklu Devleti'nin halefi olan (ve Ertuğrul Gazi'nin Söğüt ve Domaniç bölgesini Anadolu Selçuklu Hanı'ndan tımar olarak aldığı düşünülürse kendisi de kuruluşunu bu sisteme borçlu olan Osmanlı Devleti tımarlı sipahi asker sınıfını da diğer kurumları ile beraber miras almış, devletin genişleyerek Anadolu'ya yayılması sürecinde Sultan 1. Murad Han zamanında tam anlamıyla düzene oturmuştur.

Tımarlı sipahilerin özellikleri

Tımarlı sipahilerin temel vazifesi savaş zamanında savaşa katılmak, barış zamanında bulundukları bölgenin güvenliğini sağlamak ve Tımar sistemine göre tımarı dahilindeki halktan vergi toplayarak. bununla hem kendini geçindirmek, hem de tımarının büyüklüğüne göre asker yetiştirmekti. Böylece hazineye yük olmadan ve ayrıca masraf gerektirmeden ordunun insan, silah, malzeme ve eğitim açısından her an harbe hazır olması ve barış zamanı da ülke genelinde asayişin korunması sağlanıyordu.

Timarlı sipahiler tamamen Türk soyundan gelirdi. Hatta bu durum tımarlı sipahi kanunnamesinde özellikle belirtilerek Türk soylu olmayanların sipahi olması yasaklanmıştır. Bu yasağın kökeninde tımarlı sipahiliğin Oğuz kabile toplum sistemine dayanan kökenleri olduğu düşünülmektedir.Bu sebepten ötürü sadece nüfus çoğunluğunun Türk olduğu eyaletlerde timar ve zeamet teşkilatı yapılmıştır. Tımar her eyalette bulunmazdı. Mesela Cezayir, Tunus, Trablusgarb, Mısır, Yemen, Bağdat gibi eyaletlerde tımar ve zeamet yoktu.

“Edna” denilen küçük timar sahipleri er ve erbaş; “evsaf” denilen orta tımar sahipleri astsubay; “ala” denilen büyük timar sahipleri küçük rütbeli subay derecesindeydiler. Küçük zeamet sahipleri binbaşı, orta zeamet sahipleri yarbay, büyük zeamet sahipleri alay beyi rütbesindeki yüksek rütbeli süvari subaylarıydı. İki türlü tımarlı olurdu: Tezkireli ve tezkiresiz. Tezkireli tımarlılar, tımarı merkezden, yani İstanbul’da Divan-ı Hümayundan doğrudan doğruya alanlardır. Tezkiresiz timarlılar ise dirliklerini Beylerbeyinin arzı üzerine alırlardı.

Bir tımarın ilk üç bin akçalık çekirdek kısmına kılıç gerisine terakki denilirdi. Her üç bin akça için sipahi yanında kendisi gibi atlı ve teçhizatlı bir asker getirmeğe mecburdu. Cebeli (cebe: zırh) denilen bu erler, sipahinin çocukları, kardeşleri, akrabası olacağı gibi, toprağı işleyen herhangi bir kimse de olabilirdi. Bazı tımarlarda kılıç iki bin akçaya, hatta daha aza düşebiliyordu. Bazı timarlarda ise en çok altı bin akçaya kadar çıkabiliyordu. Sefer ilan edilince sipahiler, Seraskerin bulunduğu yere gelir, yoklama olurlar, dirlik sipahileri ve cebelileri ayrı ayrı deftere yazılırdı.

“Sipahi ve cebeli falanca paşanın defterlisidir” diye bilinirdi. Sefere davet olunup da sefere iştirak etmeyen sipahinin elindeki timar zaptolunur, başkasına verilirdi. Kanunen götürmek mecburiyetinde oldukları cebeliyi getirmeyenler ve götürüp de kaçanların yerlerine diğerlerini tedarik edemeyenler hakkında da aynı muamele tatbik olunurdu. Yığınak emri gelince her tımar sahibi, cebelileriyle beraber, kendi kazasının belirli yerinde toplanırdı. O kazadaki timarlılar, çeribaşı denilen sipahi yüzbaşısının emrinde bulunurlardı. Çeribaşı da alay beyinin emrine giriyordu. Alayını toplayan alay beyi, sancak beyine gidip hazır olduğunu bildiriyordu.

Kendi maliyet askerini de alan sancak beyi, bu sipahi alayıyla beraber, beylerbeyine katılmak üzere harekete geçiyordu. Bu iş büyük bir süratle yapılıyordu. Beylerbeyilerin izin vermesiyle sancak beyleri tarafından bir kısım sipahiler memleket muhafazası için yerlerinde bırakılabilirdi. Sipahi sefere gittiğinde yerine vekil olarak bıraktığı korucu, dirlik sahibinin yokluğunda toprağın muntazaman işlenmesine nezaret ederdi. Eğer sipahi harbin uzaması halinde kışı hudutta geçirmek emri alırsa, dirliğine harçlıkçı denilen bir vekil göndererek, yıllık gelirini bulunduğu yere getirtirdi.

Timar ve zeamet; sahibi ölünce, ekseriya büyük oğluna, yoksa kardeşine veya yeğenine verilirdi. Fakat bunun için timar ve zeametin bağlı olduğu alay, varisin toprağı idare edebilecek kabiliyet ve şartlara haiz olduğuna şehadet ederlerdi. Zaten bir sipahi subayı, yerine geçecek birini yıllar boyunca hazırlayıp, yetiştirirdi. Bu suretledirlik tecrübesiz insanların eline geçmezdi. Timar ve zeamet sahipleri, arazileri üzerindeki toprakları üç yıldan fazla işlemezlerse, dirliklerini kaybederlerdi. Toprak işlememek, Allahü tealaya karşı bir günah sayılırdı. Zira toprak sayesinde Allahü tealanın kulları beslenirdi.

Sultan Birinci Süleyman Han (1520-1566) zamanında timarlı sipahiler, en parlak devrini yaşadı. Bu zamanda 166.200 timarlı sipahi vardı; bunun 74.000’i Rumeli, 91.600’ü Anadolu timarlı sipahisiydi. Bu surette Türk atlı ordusu, iki orduya ayrılırdı: Rumeli atlı ordusu ve Anadolu atlı ordusu. Meydan muharebelerinde ordu düzeninin sağ ve sol kanatlarını bu iki ordu teşkil ederdi. İlk zamanlarda, Rumeli timarlı ordusunun kumandanı Rumeli Beylerbeyi, Anadolu timarlı ordusunun kumandanı da Anadolu Beylerbeyi idi. Fakat sonradan bu iki kanada da padişah tarafından seçilen vezirler kumanda etmeye başladı. Sultan Süleyman Han devrinde bu iki ordu o derece büyüdü ki, sefer Avrupa’da olduğu zaman çok defa Anadolu sipahi ordusu çağrılmaz veya bazı birlikler çağrılırdı. Sefer Asya’da ise, Rumeli askerleri ya çağrılmaz veya bazı birlikleri sefere katılmak için istenirdi.

Sözlükte "sipahi" ne demek?

1. Osmanlılarda tımar sahibi bir sınıf atlı asker.